Türk Savunması’nın Tertiplenmesi – Bölüm 2

  • Yazar: erkan
  • Tarih:Şub 02, 2017
  • KategoriGenel
  • yorum ( 0 )

“Oynak Savunma” anlayışı olarak öne sürülen bu tez, başlıca iki gerekçeye dayandırmıştır öne sürülen bu gerekçeler şunlardır:

Düşmanın çıkarma yapmasına elverişli birçok sahil kesimi var­dır. Bu nedenle çıkarmaya uygun her sahil kesiminde aynı oranda kuvvetli bulunmak mümkün değildir.

Düşman, sahip olduğu deniz gücünün topçu olanaklarını kulla­narak sahillere yakın kesimlerde tertiplenecek kuvvetlerimize, daha başlangıçta ağır zayiat verdirebilir. Böyle bir durum ise düşmanın işini kolaylaştırır.

Liman Von Sanders’in bu gerekçeleri ilk bakışta oldukça makul olarak  değerlendirilebilir. Ancak gözden kaçırılmaması ve değerlendirilmesi gereken bazı önemli ayrıntılar vardır. Söz konusu gerekçelere karşılık öne sürülebilecek ayrıntılar ise şunlardır:

Kara muharebeleri başlamadan evvel, çeşitli dönemlerde alınan is­tihbarat raporlarında, düşmanın Limni Adası’nda toplamakta olduğu asker sayısı hakkında verilen rakamların, gerçeğe oldukça yakın olduğu anlaşılmıştır.

Düşmanın sahip olduğu kara kuvvetinin miktarı ile bu kuvveti kulla­nabileceği hareket tarzları konusunda durum muhakemesi yapmak mümkündür. Görülen odur ki bu yönde bir değerlendirme, 5’inci Or­dunun Alman Komutanı tarafından yeterince yapılmamıştır.

Düşmanın sahip olduğu deniz gücünün topçu olanaklarının ne sevi­yede olduğu, oldukça iyi bilinen bir konudur. Ancak oldukça iyi bilinen bir başka önemli ayrıntı da deniz topçusunun kullandığı silahla­rın nitelikleridir.

18 Mart 1915 günkü Çanakkale Boğazı Muharebesi sırasında bu topçunun imkân ve kabiliyetleri ile kullandığı silahların nitelikleri zaten test edilmiştir. O gün test edilen durumlar göstermiştir ki “ya­tık mermi yollu” toplara sahip deniz topçusunun, belli bir yükselti (sütre) gerisinde bulunan hedefleri imha etme kabiliyeti oldukça sı­nırlıdır.

Bu durumda; düşmanın sahip olduğu kara kuvvetinin olası hareket tarzları ve arazi yapısı değerlendirilerek, çıkarmaya elverişli bölgelerde, düşmanın çıkabileceği sahil kesimlerine daha yakın mevkilere (örneğin Arıburnu bölgesinde sahile paralel uzanan sırtlar gerisi­ne) birlikler yerleştirilebilirdi. Bu şekilde bir tertiplenme de ihtiyatta tutulan birliklere, çok daha kısa sürede müdahale edebilme olanağı sağlayabilirdi.

Oysa Liman Von Sanders, gerilerde toplu halde bulundurulmasını öngördüğü ihtiyat gruplarını, sahil kesimlerine en az 7 – 8 kilometre uzak bölgelerde tutmuş ve bu grupların genelde açık arazide yapmak zorunda kalacakları intikaller sırasında, düşmanın deniz topçusunun ateşin­den daha çok zarar görebileceğini ise her nedense hesaplamamıştır.

Ayrıca Liman Von Sanders’in verdiği kararlarda düşmanın olası giri­şimlerinin hangi hedeflere yönelik olabileceği konusundaki öngörüleri de tamamen yanlış çıkacak ve 5’inci Ordunun Alman Komutanı, Ağustos ayına kadar geçecek sürede Kilitbahir Platosu’nun stratejik önemini, nedense görmezden gelecektir.

Çanakkale Boğazı’nın savunulması bakımından özel bir konuma sa­hip Kilitbahir Platosu’nun “stratejik önemi”, Çanakkale Kara Muhare­belerinin gerçekleştiği tarihten yaklaşık üç yıl kadar önce, bir Alman gazetesinde yayınlanan ilginç bir makalenin içeriğinde vurgulanmıştır.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın