Sultan II. Abdültamit; “Savaşarak Ölmeye Hazırız” 2.Bölüm

Talat Bey

Talat Bey uzun ve hürmetkâr bir ifade ile önce genel durumu izah ettikten sonra lafı dönüp dolaştırıp asıl konuya getirdi;

“Vaziyet çok kritiktir. Düşman denizden ve karadan Çanakkale’yi zorluyor. Yapılan şiddetli müdafaaya rağmen boğazı geçecek olurlarsa, padişah, hükümet ve Hanedanı Saltanafın esarete düşmesi ile ağır şartlarda bir barış anlaşması imzalanmasına mecbur olmamak için, gerek Zat-ı Şahane gerek hükümet ve meclisin Anadolu’da daha emniyetli bir yere geçip savaşı oradan yönetmesi daha uygun olacaktır. Hatta Zat-ı Şahane için Konya Çelebi Efendi Konağı boşaltılmıştır.
Allah korusun korkulan durum gerçekleşirse, hangi şehirde ikamet buyuracağınızı öğrenmek maksadı ile biraderiniz Sultan Mehmet Reşat tarafından memur edildik.”

Sultan Abdülhamit’in Tepkisi

Sultan Abdülhamit Han Dâhiliye Nazırı’nın konuşmasını sonuna kadar sessizlik içinde dinledi. Konuşma bittikten sonra keskin bakışlarını hepimizin üzerinde tek tek gezdirdikten sonra şöyle dedi:
“Şevketli biraderimin endişeleri bana göre yersizdir. Çanakkale Boğazı’nı zamanımda fevkalade tahkim etmiştim. Oradan hiçbir donanmanın geçmesi mümkün değildir. Boğaziçi de öyle… Ama böyle bir şey olduğunu farz edelim, bu felaket başa geldiğinde hakanın yapacağı şey tacını ve tebaasını terk etmek değil payitahtın taşları altında canını terk etmektir. Bizim atamız Fatih bu şehri küffar elinden fethettiği zaman Bizans imparatoru Konstantin kaçmayıp savaşarak yıkılan kalelerin taşları altında can verme cesaretini göstermişti.
Biz Fatih’in torunları Konstantin’den aşağı kalamayız! Zat-ı Şahaneleri’ne böylece arz edin. Kendileri de müsterih olsunlar. Allah’ın iradesine boyun eğsinler ve şuradan şuraya kımıldamasınlar, düşman İstanbul’a giremez… Bana gelince, ben artık bir yere gitmem.
Bunları söyledikten sonra herhangi bir karşılığa meydan vermeden kısa temennilerle bizi selamlayıp geldiği gibi ağır adımlarla odadan çıktı.
Saray merdivenlerinden inip geldiğimiz tekneye tekrar bindik. Yol boyunca sessizlik hâkimdi. Bir ara Talat Bey “Aldık mı payımızı?” gibi bir cümle sarf etti. Döndükten sonra ben kendilerinden ayrıldım. Sultan Mehmet Reşat’a ne dediler bilmiyorum. Tek bildiğim bu olaydan sonra Padişahın ve hükümetin İstanbul’u terk etmekten vazgeçtikleri ve düşmanı da Çanakkale’den geçirmedikleridir.”

Sultan II. Abdülhamit Han

33 sene süren padişahlığı böyle cesaret ve dirayet örnekleri ile dolu olan Abdülhamit Han tahtta olmasa bile bir kere daha devletinin bahtını aydınlattı. Ittihat ve Terakki’yi Istanbul’un terk edilmemesine ikna ederek Çanakkale cephesinde canlarını feda eden aslanlara ihanet etmedi.
Payitaht (Başkent) terk edilse idi, cephedeki askerlerin ve halkın morali bozulacak, savunma şevki kırılacaktı. Bu şartlarda Çanakkale savunmasının başarılı olması düşünülemezdi bile.
Sultan Abdülhamit savaş boyunca kardeşi Sultan Mehmet Reşat’a desteğini hiç esirgemeyerek, kendisine izafe edilen “Cennet mekân Sultan Abdülhamit Han” payesini ne kadar hak ettiğini bir kez daha göstermişti.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın