Sultan 2. Abdülhamit; Savaşarak Şehit Olmaya Hazırız

Sultan Abdülhamit Han

İttihat ve Terakki’nin müttefiklerin boğazı geçme ihtimaline karşı İstanbul’u terk etme konusunda ikna etmeleri gereken bir diğer kişi ise tahttan indirdikleri Sultan II. Abdülhamit idi. Daha önce Selanik’teki Alatini Köşkü’nde tutulan Sultan II. Abdülhamit, Balkan Savaşları başlayıp Selanik’in işgal edilmesi durumu ortaya çıkınca İstanbul’a nakledilmişti.
Aslında İttihatçıların II. Abdülhamit’in yüzüne bakacak durumları yoktu. Daha 7 sene önce türlü hakaretlerle tahttan indirdikleri Sultan II. Abdülhamife işler yolunda gitmeyince akıl danışır olmuşlardı. Enver Paşa kendisini Beylerbeyi Sarayı’nda sık sık ziyaret eder, fikirlerini sorardı. I. Cihan Harbi’ne Almanya safında katılacaklarını söyleyince Abdülhamit Han kendisine şöyle dedi:
“Denizlere hakim olan devletler karşısında karalarda sıkışmış Almanya ve Avusturya-Macaristan’m ne kadar şansı olabilir?”

İleri Görüşlülüğü

Nitekim I. Cihan Harbi Sultan Abdülhamit’in öngördüğü şekilde sona erecekti. İşte bu pişmanlığın bir eseri olarak, zorla tahttan indirilen Abdülhamit Han, bugün İstanbul’u terk etmesi konusunda “ikna” edilmeye çalışılıyordu. Bu görev için Dahiliye Nazırı Talat Paşa başkanlığında bir heyet görevlendirildi. Bu heyetin Sultan II. Abdülhamit ile yaptıkları görüşmeleri o dönemde Bab-ı Ali Teşrifat müdürü olan, Ercüment Ekrem Talu şöyle anlatmaktadır:
“Başmabeyincinin odasına çağırıldığımda içeride Dâhiliye Nazır! Talat Paşa vardı. Paşa, padişah tarafından önemli bir vazife ile birlikte görevlendirildiğimizi ve şu andan itibaren görüp işiteceklerimi kimseye söylemem konusunda yemin etmem gerektiğini söyledi. Tereddütsüz yemin ettim, ancak vazifenin içeriği hakkında bir bilgiye sahip değildim. Tekrar odama döndükten yarım saat sonra biri başmabeyinci odasına gelerek “Beyler sizi bekliyor” dedi.

Talat Paşa

Sofaya çıktığımda Talat Paşa, Tevfik Bey ve Fahrettin Ağa sarayın merdivenlerinden iniyorlardı. Kendilerine yetiştim ve birlikte Dolmabahçe Sarayı’na açılan ve daima açık duran büyük kapıdan çıktık. Sahilde bekleyen tekneye binerek küçücük bir kamaraya tıkıldık. Nereye ve niçin gittiğimiz hususunda en küçük bir fikrim yoktu. Bir süre sonra Talat ve Tevfik Beyler konuşmaya başladılar. Başmabeyinci, Sultan Mehmet Reşat’ın iyi hallerini meziyetlerini sayıyor, Dâhiliye Nazırı da ona münasip cevaplar veriyordu. Bir aralık Talat Bey;

“Sabık Hakan (II. Abdülhamit) bakalım teklifimizi nasıl karşılayacak?”

deyince Beylerbeyi Sarayı’na doğru gittiğimizi anladım. Bu heyet arasında benim ne işim olduğunu çok merak ediyordum, ancak bunu soramıyordum. Sanırım kalabalık görünmek için beni yanlarına almışlardı.
Rumeli kıyılarını Hisar’a kadar takip eden teknemiz Beylerbeyi Sarayı’nın rıhtımına bir çırpıda yanaştı. Rıhtımda bizi bekleyen II. Abdülhamit’in muhafızlarından Miralay Rasim Paşa tarafından karşılanarak doğruca içeri alındık. Merdivenleri çıktık Deniz üstünde bir odaya alınarak beklemeye başladık.Aradan 10 dakika geçmişti ki kapı aralandı ve bu milletin 33 yıl geleceğine hükmetmiş olan Abdülhamit Han ağır adımlarla içeriye girdi. Yalnızdı. Kulaklarına kadar indirmiş olduğu koyu renk fesin altında tepeden tırnağa bembeyaz görüntüsü ile mermer bir heykeli andırıyordu. Hepimiz huzurunda elençe divan vaziyette dizilmiştik.

Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayınız …>

Yazar Hakkında

Yorum Yapın