Osmanlı Devleti’nin Parçalanmasına Yönelik Oynanan Oyunlar 3

Rusya; Boğazları almak, Doğu Anadolu’yu ele geçirerek İskenderun’a inmek ve dolayısıyla sıcak denizlere ulaşmak yolundaki en büyük ha-yaline kavuşmak istemiştir.
Almanya; Boğazlar ve Anadolu coğrafyasını, Avrupa’yı Ortadoğu ve Uzakdoğu’ya ulaştıran en önemli köprü olarak görmeye başlamıştır. Bu doğrultuda Almanya’nın niyeti; Osmanlı Devleti’ni tamamen kendi-ne bağımlı bir sömürge haline getirmek olmuş ve zaman İçinde “Doğuya Doğru Yayılma Politikası” oluşturmuştur. Ancak Almanya’nın bu politikası; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın bölgedeki çıkarları ile sürekli çatışmaya başlamıştır.
Avusturya – Macaristan İmparatorluğu; özellikle Selanik’e sahip olmak istemiştir. Bu şekilde Balkanlar’daki sınırlarını genişletip, Rusya’nın liderlik ettiği Slav Birliği’ne engel olmayı tasarlamıştır. Çünkü Slav Birliği, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından, kendi varlığına yönelmiş en büyük tehdit olarak algılanmaktadır.

İtalya ise Batı Anadolu ile Antalya çevresine sahip olmak istemekte, böylece yeniden “Büyük Roma İmparatorluğu” gibi bir devlet yaratmanın hayallerini kurmaktadır.
Ayrıca İngiltere, Ortadoğu’da yer alan petrol yataklarının varlığını ve bu enerji kaynağının ekonomik ve stratejik önemini, Osmanlı da dâhil herkesten önce fark etmiş durumdadır.
Bütün bu devletlerin iştahını kabartan ve Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla aralarında çeşitli antlaşmalar yapmalarına neden olan en büyük etken ise, Osmanlı’nın sahip olduğu topraklar üzerindeki devlet otoritesinin, her geçen gün biraz daha zayıflıyor olmasıydı. Belki de bu durumu en erken fark edenlerin başında gelen Fransa İmparatoru Napoleon Bonaparte, henüz 1808 yılı Mayıs ayında, açıkça şunları ifade etmekteydi:

“Öncelikli asıl büyük sorun şudur: İstanbul’a kim egemen olacaktır? İstanbul’a sahip olan, dünyaya egemen olur! Eğer Rusya, Boğazları ele geçirecek olursa Tulon, Napoli, Korfo kapılarına dayanmış olacaktır. ”

Bulgaristan Dışişleri Bakanı Gennadief, Rusya Büyükelçisi İsvolski’ye bir görüşme sırasında şunları söylemiştir:

“Birkaç yıl içinde, belki de beklenildiğinden daha çabuk Osmanlı Devleti’nin kesin çöküşünü ve Asya Türkiye’sinin paylaşılmasını gerektirecek olan bir buhran ortaya çıkacaktır. İşte o gün Bulgaristan, Rusya’nın öncülüğünü yapmalı ve ona İstanbul ve Boğazları ele geçirmesi yolunda yardım etmelidir. ”
Rus Dışişleri Bakanı Sazanof ise Çar’a sunduğu 6 Aralık 1913 tarihli raporunda, Osmanlı Devleti hakkındaki düşüncelerini şu şekilde dile getirmektedir:
“Ne yapılırsa yapılsın Osmanlı Devleti çökecektir. Dolayısıyla payımızı almaya ve İstanbul Boğazlara başkasının yerleşmesini Önlemeye hazır olmalıyız. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Ingiltere’ye yaptırmakta olduğu savaş goınlloıl, Karadeniz’de Osmanlı’ya üstünlük sağlayacağından, Osmanlı’nın bu gemilere sahip olması engellenmelidir. ”

Buraya kadar kısaca değinilen gelişmeler ve ifadeler, aslında Avrupa’nın etkin güçleri arasında Osmanlı toprakları için amansız bir rekabet ve çekişme olduğunun en açık örneklerinden bazılarıdır.
Bu durumu açıkça dile getirenlerden biri olan Fransız yazar George H. Cassar, “Çanakkale ve Fransızlar” isimli eserinde şu analizi yapmaktadır:
‘‘Amaçlarının birbiriyle çelişmesi ve sadece kendi çıkarlarını gözetmeleri İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya’nın uzun zamandır gerçekleştirmek istedikleri, Osmanlı Devleti’nin en çabuk biçimde parçalanması tasarısını bile görüşemeyecek kadar birbirlerine düştüklerini ortaya koydu. ” (7)
Fransız yazarın ifade ettiği bu sözler, aslında birçok batılı tarihçinin de kabul ettiği bir gerçeği vurgular. O çarpıcı gerçek de Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu coğrafyayı “parçalamak ve paylaşmak” niyetlerinin, Birinci Dünya Savaşı adı verilen büyük hesaplaşmanın en önemli nedenlerinden biri olarak gösterilmesidir.
Bütün bu paylaşma hesaplarına ve içinde bulunduğu olumsuz koşullara karşılık, Osmanlı Devleti’nin varlığını bir süre daha sürdürebilme¬si durumunu, İngiliz yazar Robert Rhodes James, “Gelibolu Harekâtı” eserinde şöyle yorumlamaktadır:

“Rus ihtiraslarına karşı bir engel olarak siyasî ve coğrafî faydasına paha biçilemezdi. Bu durum; Osmanlı Devleti’nin tehlikeler içindeki varlığının temelini teşkil ediyordu.”

İngiliz yazar Robert Rhodes James’in yukarıda yer alan ifadelerini, sadece iki ismi değiştirerek bir kez daha okuyalım ve tarihin ders verme niteliğini göz önünde tutarak, üzerinde dikkatle düşünelim… “Sovyet ihtiraslarına karşı bir engel olarak siyasî ve coğrafî faydasına paha biçilemezdi. Bu durum; Türkiye Cumhuriyeti’nin tehlikeler içindeki varlığının temelini teşkil ediyordu. ”
Çanakkale Muharebeleri konusunu İngilizlerin bakış açısıyla kaleme almış olan General C. F. Aspinall Oglander, “Gelibolu Askerî Harekâtı” isimli eserinde dikkat çekici bir başka yorum yapmakta ve Osmanlı Devleti’ni parçalama ve paylaşma yönündeki hesaplara değinmektedir.

“Türkiye 1914’e kadar İstanbul’u devamlı bir surette olmuş tutmuş olmasını, dâvâsının haklı veya bileğinin kuvvetli olmasından çok, batı devletlerinin pek çok ve birbirino pek ut olan faatlerine borçludur. Türkiye tarihi; o kadar çok ve o derece müthiş mezalimle lekelidir ki kendisini savunma yolunda fazla bir söz söylenemez. Ne denirse densin; Hıristiyan dinine bağlı olan ve Hıristiyan olduklarını söyleyen milletler için, Türkiye kötü bir dosttur.”

Tarihin bizlere aktardığı bu ve benzeri gerçekler doğrultusunda, ancak şunu söyleyebiliriz:
“Çanakkale’de başlayıp Büyük Taarruz ile taçlanan Türk direnişi; VATAN bildiğimiz bu topraklar üzerindeki Türk varlığını yok etmeye yönelik emelleri olanların ve bu emellerini “Sevr Antlaşması” ile açıkça ortaya koyanların umutlarını ve hayallerini buruşturup, tarihin çöplüğüne atmıştır.”
20. Yüzyılın neredeyse ilk çeyreği boyunca sürdürülen zorlu ve aman-sız mücadeleler sonucunda atalarımızın buruşturup attıklarının, he-sapları yarım kalanlar tarafından tarihin çöplüğünden çıkartılarak, allanıp, pullanıp, farklı ambalajlar içinde yeniden önümüze konulması olasılığına karşılık, sürekli akıllarda tutulması gereken bir nasihat vardır.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün verdiği bu nasihat, aslında hepimizin bildiği bir seslenişle başlamaktadır:

“EY TÜRK GENÇLİĞİ…”

tags:

Yazar Hakkında

Yorum Yapın