Osmanlı Devleti’nin Parçalanmasına Yönelik Oynanan Oyunlar 2

  • “93 Harbi” adıyla da bilinen “1877 /1878 Osmanlı – Rus Savaşı”

Bu savaş aslında Küçük Kaynarca ve Balta Limanı Antlaşmalarının getirdiği sonuçların bir yansıması olarak kabul edilebilir çünkü adı geçen antlaşmalardan ilki ile Balkanlar’daki Osmanlı toprakları üze­rinde yaşayan Ortodoks unsurlar yoğun bir Rus propagandasının hedefi haline gelmişler, diğer antlaşmanın sonucu olarak ortaya çı­kan ekonomik koşullar nedeniyle de ağır vergilerle karşı karşıya kalmışlardır. Gerek Rus propagandasının, gerekse Osmanlı Devleti’nin vergi yükünü arttırma niyetinin etkisi ile Balkanlar’daki durum hiç olmadığı kadar gerginleşmiştir. Bu gerginliğin sonucu, Osmanlı – Rus çatışmasını doğurmuştur.

İki ülke arasında çıkan savaş iki yıl kadar sürmüş, Rus Orduları Ye­şilköy’e kadar ilerlemişler ve sonuçta Osmanlı Devleti şartları çok ağır bir antlaşma imzalamak zorunda kalmıştır. Yeşilköy’ün o za­manki adıyla anıldığı için “Ayastefanos Antlaşması”olarak bilinen bu antlaşmanın hükümleri, Rusya’ya çok önemli avantajlar sağlamıştır.

Rusya’nın elde ettiği avantajlardan yararlanacağından ve bir süre sonra İstanbul ve Boğazları bütünüyle ele geçirebileceğinden kor­kan İngiltere, kendi çıkarlarına ters düşen bu durumu düzeltebilmek için hemen devreye girecek, Rusya’ya baskı yapacak ve sözüm ona antlaşma hükümlerinin Osmanlı lehine yeniden düzenleneceği teminatını verecektir.

Ingiltere, bu teminatın karşılığında Osmanlı Devleti’nden, Kıbrıs’ın kendisine kiralanması hakkını alacaktır. Ancak İngiltere, Ortadoğu bölgesini denetleyen çok önemli bir üs konumundaki Kıbrıs’ı bir da­ha asla terk etmeyecektir. Kiraladığı mülkü asla terk etmeyeceği yo­lundaki niyetini de 5 Kasım 1914 günü Osmanlı Devleti’ne savaş ilan eder etmez Kıbrıs’ı topraklarına kattığını ilan ederek, resmen açığa vuracaktır.

  • “1912 – 1913 Balkan Savaşları”

Daha düne kadar Osmanlı tebaası olan Yunanlılar, Bulgarlar, Sırplar ve Karadağlılar aralarında ittifak ederek Osmanlı’ya saldırmışlardır.

Son derece kötü sevk ve idare edilmekten dolayı Türk Ordusu’nun, “Yanya Savunması”, “Edirne Savunması” gibi birkaç olay haricinde hiçbir varlık gösteremediği Birinci Balkan Savaşı’nda, muharebelerin başladığı ilk günden itibaren yaklaşık 1,5 ay sonra Bulgar Ordusu Çatalca’ya ulaşmış ve bir anlamda İstanbul kapılarına dayanmıştır.

Birinci Balkan Savaşı sırasında yaşanan en acı olaylardan biri de Selanik’i savunan 40.000 kişilik Türk Kolordusu’nun tek bir mermi dahi ateşlemeden konti Yunan Ordusu’na teslim etmesidir. Balkan Savaşları sonucundaki tek tesellimiz, çıkarlarının çatışması sonucu Birinci Balkan Savaşı galipleri arasında başlayan ikinci Balkan Sa­vaşı sırasında, Edirne’yi geri almak olmuştur,
Kronolojik olarak sıralanan bütün bu acı gerçekler, ne yazıktır ki bir yok oluşa doğru gidişin, değiştirilememiş kilometre taşlarıdır. Aslında daha da acı olan; Avrupa’da sürekli güçlenen devletlerin, Osmanlı Devleti’ni yönetenlerden çok daha erken bir süreçte, bir yok oluşa doğru yönelmiş bu gidişin farkına varmış olmalarıdır. Bu nedenledir ki özellikle 19. Yüzyıl başlarından itibaren dünya sathında güç odağı haline gelmeye başlayan Avrupalı devletler, ulusal dış politikalarını, Osmanlı egemenliğindeki topraklar üzerinde belirledikleri hedeflere göre oluşturmuşlardır.
Örneğin İngiltere; Basra Körfezi’ni ve Şattülarap’ı Hindistan’ın bir parçası olarak kabul etmiş ve Hindistan yolunun güvenliği açısından Süveyş Kanalı ile Filistin’i ele geçirmeyi planlamıştır. Zaten İngiltere’nin Kıbrıs’a verdiği önem de söz konusu bölgelere yönelttiği ilgisinden kaynaklanmaktadır.
Fransa; İngiltere’nin Ortadoğu’da tek başına denetimsiz bir güç olmasını istemediğinden Lübnan, Suriye ve Güney – Güneydoğu Anadolu bölgelerini ele geçirmek için planlar yapmış ve bunları uygulayabilmek için fırsatlar kollamıştır.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın