Osmanlı Devleti’nin Parçalanmasına Yönelik Oynanan Oyunlar 1

Birinci Dünya Savaşı’na uzanan süreçte sonuçları itibariyle önemli olaylardan biri olan ve “93 Harbi” olarak da bilinen “1877 / 1878 Osmanlı – Rus Savaşı”, Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri karşısında Osmanlı Devleti’nin her türlü itibarını iyiden iyiye yitirmesine neden olmuştu.
Ayrıca Osmanlı; oldukça uzun süreden beri ne yazık ki bilimsel gelişme sürecinin dışında kalmış, kendi dışındaki gelişmeleri takip edememiş, hatta bu gelişmelerin farkına bile varamamış, ulusal bir sanayi, ulusal bir ekonomi ve bunların paralelinde ulusal bir politika da geliştirememişti. Çünkü her şeyden önce Osmanlı Devleti’nde, “ulus anlayışı” ve “ulus devlet kavramı” yoktu.
Oysa 1789 yılındaki “Fransız Devrimi” sonrasında Avrupa’da hızla ya-yılmaya başlayan ulusalcı akımlar, en çok zararı Osmanlı’ya vermekteydi.
1839 yılındaki “Tanzimat Fermam” ile bu zararlar biraz olsun gideril-meye çalışıldıysa da Osmanlı Devleti’ni parçalama ve paylaşma he-sapları yapmaya başlamış Avrupalı devletlerden yeterli destek sağlanamadı. Nitekim Osmanlı’ya baş kaldıran tebaanın körüklediği iç is-yanlar, Yunanlılarla yapılan savaşlar ve Balkan Savaşları bunun en çarpıcı sonucuydu.
Dünyadaki bütün gelişmelere sırtını dönmüş bir devletin, doğal olarak askeri bir güç olma kimliğini de sürdürmesi zordu. 1683 yılındaki “İkinci Viyana Kuşatması” sonrasında başlayan süreç; ne yazık ki bir çöküş ve yok olma sürecinden başka bir şey değildi. Bu çöküş ve yok olma sürecinde, gerek Osmanlı Devleti’nin gerekse Türk Ulusu’nun kaderini derinden etkilemiş olan bazı önemli olaylar dikkat çekicidir.

Bu önemli olaylar sırasıyla şunlardır:

  • 17 Temmuz 1774 tarihli “Küçük Kaynarca Antlaşması”

1768 – 1774 Osmanlı – Rus Savaşı sonrasında Ruslarla imzalanan bu antlaşmanın hükümleri, ilk kez yabancı bir devlete Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışma hakkı vermiş ve genel olarak bu antlaşma, Osmanlı için Gerileme Devri’nin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Küçük Kaynarca Antlaşması hükümleri gereğince Ruslar, Osmanlı egemenliğindeki Balkanlarda bulunan bütün Ortodoks Kiliseleri üzerinde söz sahibi olma hakkını elde etmiş ve bu yolla bölge insanlarına yönelik hm turlu propaganda faaliyetini rahatlıkla gerçekleştirebilmişlerdir
Sonuç ise Balkanlarda hızla gelişen ulusalcı akımlar ve bunların devamında Osmanlı’ya karşı başlatılan, bitmek tükenmek bilmez ayrılıkçı isyanlar olmuştur.

  • 16 Ağustos 1838 tarihli “Balta Limanı Antlaşması”

Balta Limanı Antlaşması; Mustafa Reşit Paşa’nın İngilizlerle görü­şüp kararlaştırdığı ve Sultan II. Mahmut’a onaylattığı bir tür “Güm­rük Birliği” antlaşması olup, Avrupalı diğer devletler tam tersini ya­parken, bu antlaşma hükümleri gereğince İngiliz mallarına gümrük indirimi sağlanmıştır.

Bu uygulamanın getirdiği kolaylıklar sayesinde İngiliz tüccarlar, Os­manlI Devleti sınırları dâhilindeki hemen her köşede rahatça ticari faaliyette bulunma olanağına kavuşmuşlardır.

Sanayi Devrimini gerçekleştirmiş İngiltere’nin ihraç ürünleri ile reka­bet etmesi zaten mümkün olmayan Osmanlı Ekonomisi, bu antlaş­ma ile kısa sürede daha da zayıflamış ve iç ekonomik dengeler, kı­sa vadede telafi edilemeyecek ölçülerde bozulmuştur.

Sonuçta; 1838 yılında 1 İngiliz Lirası “23 Osmanlı Kuruşu” karşılığı bir değerdeyken, 1848’de “104 Osmanlı Kuruşu” olarak işlem gör­müştür.

  • 1854 yılında Osmanlı Devleti’nin ilk kez başka devletlerden “borç” alması

Balta Limanı Antlaşmasının oluşmasında en önemli etkiyi yaptığı sonuçlar nedeniyle yurtiçinde üretimi azalan, dolayısıyla daha az vergi toplayan, yurtdışından daha çok alım yapmak durumunda ka­lan ve ekonomik dengeleri her geçen gün daha da bozulan Osman­lı Devleti, Kırım Savaşı’nın giderlerini karşılayabilmek için başka devletlerden borç almak zorunda kalmıştır.

Kısa bir süre sonra alınan bu borçların faizleri dahi ödenemez hale gelecek ve Osmanlı Devleti bütün gelir – gider hesaplarını, “Düyunu Umumiye” (Bütün Borçlar) adı verilen, İdare Meclisi’ni oluşturan 7 üyesinden 5’i İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı ve İtalyan olan bir kuruma devredecektir.

“Düyun-u Umumiye Borçları” olarak tanımlanan borçların son taksi­ti, ancak 25 Mayıs 1954 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tara­fından ödenmek suretiyle kapatılabilecektir.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın