Osmanlı Devleti’nin Müttefik Arayışları

Ulusal çıkarlarını, Anadolu ve Boğazlar coğrafyasından alacakları paya bağlayan ve bu yönde planlar hazırlayan devletlerin, iki grup halinde saf tutmaya başladıkları zamanlarda Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Balkanlar’da uğradığı büyük kayıpların şaşkınlığı ve aczi içindeydi. Ancak buna rağmen Osmanlı Devleti’ni yönetenlerin bir kısmı, Avrupa’da giderek artan gerginliği fark ediyorlar ve sonuçta bu gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden de kuşku duyuyorlardı.

Osmanlı’nın, olası bir savaşın dışında kalabilmesinin oldukça zor olduğu görülmekteydi.

Aslında bir anlamda kumar Osmanlı toprakları için oynanıyordu ve işin garip yanı, kazanan ya da kaybeden tarafta da olsa, Osmanlı için sonuç pek değişmeyecekti.
Bu durumu doğrulayan en önemli yorumlardan biri de K. Helfferich isimli bir Alman yazara aittir. Yazarın Birinci Dünya Savaşı’m konu alan “Dünya Savaşı” (Der Weltkrieg) isimli kitabının ikinci cildinde, şu şekilde bir görüşe yer verilmiştir:

“Bu savaş daha başlangıcından başlayarak katılsın ya da katılmasın Osmanlı İmparatorluğu için bir var, ya da yok olma savaşı idi. Türkiye ya kendini yok etmeye karar vermiş kuvvetlere karşı savaşmakta olan merkezi hükümetlere katılmak ya da ellerini bağlayarak kendi geleceğine karar verilmesini beklemek seçeneklerinden birini kabul etmek zorundaydı.”

Doğrudan kendi varlığına kasteden bu büyük hesaplaşmanın dışında kalabilmesinin mümkün olmadığı anlaşılan Osmanlı Devleti; ekonomik, siyasi, askeri ve sosyal yönlerden çok zayıf, güçsüz ve çağın gerisinde kalmış bir durumda idi. Ne yaparsa yapsın sonuçta kendi sınırlarına dayanacağı anlaşılan bir savaşı, tek başına sürdürebilmesinin olanağı yoktu. Bu nedenle müttefik arayışı içine girdi. Fakat hangi kapıyı çaldıysa umduğunu bulamadı. Daha düne kadar kendi tebaası olan küçük Balkan devletleri bile Osmanlı’ya yüz vermediler. Hatta Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki müttefiki Almanya ile yapılan görüşmelerden bile 1913 yılının sonuna kadar olumlu bir sonuç alınamadı. Öyle ki Almanya’nın Osmanlı’ya karşı olan çekingen tutumu, 1914 yılının son çeyreğine kadar sürmüştü.
Bu çekingenliğin en belirgin kanıtı ise İstanbul’daki Alman Büyükelçisi Wangenheim’in Alman Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği ve 14 Haziran 1914 tarihini taşıyan telgrafında yer alan ifadelerdir. Alman Büyükelçisinin OsmanlI Devleti ile ilgili görüşlerini yansıtan ifadeleri, şu şekildeydi: “Türkiye, hiç kuşkusuz, şimdilik müttefik rolün• yakışmaz. Bu devlet, kendi müttefiklerine hiçbir yarar vermedikten başka, üstelik onların yükünü do arttırır.”
Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 -1918 yıllarında bir süre Türk Ordusu’nda Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Alman General Hans Von Seeckt’in, Almanya’nın Osmanlı Devleti ile müttefik olması durumu hakkındaki yorumu ise kısa ve çarpıcıdır:

“Kadavra ile evlenilmez.”

Yalnızlıktan kurtulabilmek umuduyla çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanan, Almanya’nın kuşku dolu çekingenliği nedeniyle daha da yalnızlaşan ve tek başına kaderinin belirlenmesini beklemek durumunda kalan Osmanlı Devleti, olası bir savaş durumunda hiç değilse tarafsız kalabilmek için İngiltere ve Fransa’dan bazı taleplerde bulundu. Ancak “Ege Adaları”, “Mısır” ve “Kapitülasyonlar” ile ilgili sorunların çözümüne yönelik taleplerinden hiç biri İngiltere ve Fransa tarafından ciddiye alınmadı. Böylece Osmanlı, bir anlamda Almanya’nın kucağına itilmiş oldu.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın