Gelibolu Sahillerine Uzanan Tarihi Bir Sürecin Önemi 4

Kaldı ki tarihi şekillendiren olayları yaratan ve yaşayanların yüreklerinde taşıdıkları sarsılmaz vatan sevgileri ve inançları; “vatan”, “bayrak”, “din” ve eğer bunlar varsa var olan “namus” kavramı uğrunda, sahip oldukları maddi değerlerden, yeri geldiğinde koşulsuz vazgeçmeyi öngörmüştür.
Tarih boyunca kimi zaman örneklendiği ve günümüzde de çokça görüldüğü gibi “inanç” konusu, sahip olunan maddi değerlere daha fazlasını katmanın aracı haline getirilerek çarpıtılacak bir konu değildir. Çarpıtılmış inançları kullanmak suretiyle hepimizin ortak geçmişini oluşturan ulusal tarihimizin gerçeklerini masallaştıranlar, bilerek veya bilmeyerek de olsa geçmişten günümüze dersler çıkartılmasını ve zamanında bu toprakların insanlarının, yine bu topraklar için ödediği bedellerin değerinin anlaşılmasını engellemektedirler.
Buna karşılık akıl yolunu önde tutan, bu yolla bilim ve teknolojiyi yara-tan, yarattıklarıyla zengin olan, elde ettikleri zenginlikleri toplumlarının ortak yararına sunan, başkalarına ait kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda kullananların, kendi tarihlerinin gerçeklerine ve ulusal onurlarına bağlı kalmak konusunda sergiledikleri taviz vermez tavırlar bilinmektedir.
Sömürgeciliğe ve yayılmacılığa karşı dünyanın ilk savaşçısı kabul edilen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, sadece akıl ve bilimi kullanmaktaki yeteneklerini kastederek “çağdaş medeniyetler” olarak yorumladığı bu toplumlarda insanlar, genelde toplumun ortak çıkarları İle bezenmiş bir tarih kavramı ile birlikte düşünmeyi de öğrenirler. Düşünen bireylerin çoğunlukta olduğu toplumlar ise ortak çıkarlarını korumak konusunda daha çok hassasiyet göstermektedirler.
Kendi açımızdan bir durum değerlendirmesi yaparsak; geçmişte yaşadıklarımızı masallaştırmanın, tarihimizi safsatalar yığını haline getirmenin, ortak çıkarlarımızı korumak açısından bizlere sağlayacağı kazanç ne olabilir ki?
Başkalarının bu konuda gösterdiği hassasiyetler, aslında iki dünya savaşının akıl almaz yıkımlarını yaşayanların, 20. Yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen bu savaşlardan çıkarttıkları derslerin sonucudur. Bu derslerden çıkartılan sonuç; “topyekün sıcak savaş” prensibi yerine, “topyekün soğuk savaş” prensibinin uygulanması gerektiğidir.

Topyekün soğuk savaşın yürütülmesi sırasında, silah olarak kullanılan araçların bazıları ise şunlardır:

– Bölgesel çatışma ortamları hazırlama,
– Terörizme finansal ve lojistik destek sağlama,
– Toplumları oluşturan etnik ve kültürel unsurları birbirinden ayrıştır maya çalışma,
– Giderilmesi zor gelir farklılıkları yaratma,
– Üretmediğini tüketme alışkanlığı oluşturup, toplumun genelini borçlandırma,
– Dinsel inanç ayrılıklarını körükleyerek, daha da belirginleştirme,
– Özellikle gıda kaynaklarını dışa bağımlı hale getirme,
– Eğitim, kültür ve sanatta ulusal değerlere yabancılaştırma…

Bunlar ve benzeri yöntemlerin dışında, özellikle bir toplumu “ulus” yapan ortak tarihi bağları gevşetip kopartarak, ulusal hafıza kayıtlarını yok etmek, en önemli araçlardan biri olarak kullanılmaktadır. İki dünya savaşının olmadık acılarına katlananların tarihten çıkarttıkları dersler ışığında, günümüzde seçtikleri ve uyguladıkları politikaları nasıl biçimlendirdiklerini anlayabilmenin tek yolu, sizin de kendi tarihinizi iyi analiz etmenizden ve üzerinde enine boyuna düşünmenizden geçer.
Kendi tarihimizi iyi analiz ettiğimiz ve üzerinde enine – boyuna düşün-düğümüz zaman, tarihimiz içinde yer alan olayların geçmişteki ve günümüzdeki yansımalarının, aslında dünyayı da derinden etkilemiş nitelikte olduğunu görebiliriz. Yalnızca bize ait olduğunu zannettiğimiz bu olaylar nedeniyle dünyanın etkileşimi aslında öylesine derin olmuştur ki bugün içinde yaşadığımız her sorunun kökeni, geçmişte kaldığını zannettiğimiz bu olayların, günümüze taşıdığı sonuçlarda saklıdır.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın