Çanakkale Savaşı; Yaşanmış Hikayeler

Çanakkale Savaşı’nda Yaşanmış Hikayeler

Sumnulu Yüzbaşı Mehmet Efendi

Düşman, Arıburnu bölgesindeki Süngüsırtı’na hücumuna hazırlanmıştı..
Taarruz için iyi hazırlanılmış ve her şeyin keşfini yapmışlardı, havadan ve karadanda. Savaşacakları Türk askerleri, yedekleri vs. Her şeyi öğrenmişlerdi yalnız bir şeyi öğrenememişlerdi. O da Süngüsırtı’nın, iman cevheri ile yazılmış göğüslere emanet edildiğini…
Süngüsırtındaki insanlar, tek süngüydüler. Her biri içinden ant içmişti. Düşman buradan ileri geçemez. 28 Haziran günü, sayısız silah desteğinde taarruz başladı. Düşman 8. Bölüğün yan ve gerisine ateşten bir duvar oluşturmuştu. Artık o taraftan bir yardım gelemezdi.

Savaş Son Sürat Sürüyordu

Taarruz dalgalarında kırılıyor ve mevzilerin içinde savaş vahşice devam ediyordu. Bu arada Tabur Komutanı sordu:

“Emin Bey kuvvet ister misiniz?”

Buna cevap olarak “Evet” demek arkadaşlarının ölümü demekti. Çünkü gelinecek yol, düşman ateş çemberinin içindeydi. Oradan yürümenin sonucu ölüm olurdu. Arkadaşlarını göz göre göre kırdıramazdı. Yüzbaşı Emin:

“Hayır, istemem.”
Tabur Komutanı sorusunu yineledi: “Savunabilecek misin?”
Tek ve kesin cevap: “Evet Efendim”.

Neticede taarruzu durdurdu. Düşman 8. Bölük kahramanlarını aşamamıştı. 28 Haziranda 8. Bölük tam bir destan yazmıştı. Arkadaşları arasında da dillere destan olmuşlardı.

Makineli Tüfek Avı

Arıburnu’nda düşman, kendisini yamacın böğrüne vermişti. İyi gizlenmiş bir makineli tüfeği, siperimizin çoğu yerini ateşiyle sarmıştı. Bu ateşler, belirli, belirsiz zamanında ya bir yaralımıza, ya da bir şehidimize mal oluyordu.
Bir akşamdı ve bölük komutanı bir sığınakta oturuyordu. Takım komutanları yanında halka olmuştu. Birkaç çavuşla er de vardı. Konu, düşmanın o ağır makinelisi idi. Bunu ortadan nasıl kaldıralım, diye konuşuyorlardı.
Bölük Komutanı, Mustafa Çavuş, sen ne diyorsun? Bu makineli çok can sıkmaya başlamadı mı? Yüzbaşının Mustafa Çavuş dediği Akşehir’in Karapınar Nahiyesinden Mehmet oğlu Mustafa’ydı. Olduğu yerden doğrultu gibi oldu. Sonunda Mustafa Çavuş’un ayağa kalktığı görüldü:

“Ben gider onu getiririm!” dedi.

Şimdi boynu bükük değildi, dimdikti. Mustafa Çavuş’un yiğitliğini bilen 2. Takım Komutanı bu arada bir şaka yapmak istedi.

“Mustafa Çavuş! O makineliyi maalesef satmıyorlarmış” dedi.

Kötülüğüne söylememişti ama, Mustafa Çavuş’un içine çökmüştü bu söz. Karşılık vermedi. Sığınaktan dışarı fırladı. Makineli tüfeği alıp getirmeye gidiyordu. Düşünün, o tek başına. Onu seven iki hemşehrisi ise yalnız bırakmadı onu.
Çok geçmedi. Gecenin sessizliğini bir ateş yağmuru sarstı. Yaklaşık olarak bir çeyrek saat böyle geçti.
Herkesin keyfi çoktan gitmişti. Bölük komutanı düşünüyordu:

“Belki bu oğlanlar düşman elinde kalacaklar. Tüm bölük bir hücum yapıp kurtaralım mı?” diye.

Derken inanılmaz bir şey oldu. Mustafa Çavuş, makineli silahı kapıp getirmişti, aslan oğlan. Arkasında da bir arkadaşı dikilmişti. Mustafa’nın yüzünde ne sevinçten ne de çalımdan eser kalmıştı. Yere bıraktığı silaha dönerek:

“Alın şu uğursuz şeyi! Bana pahalıya patladı?’

Yazar Hakkında

Yorum Yapın