Çanakkale Savaşı Öyküleri

Hakkını Helal Etsin

Çanakkale Savaşında yaralanan askerlerimiz için Kocadere köyünde büyük bir açıkhava hastanesi kurulmuştu. Buraya tedavi için getirilen askerlerirnizden birisi de Lâpseki’nin Beybaş köyündendi. Yarası oldukça ağır olduğu için zorlukla nefes alıp vermekteydi. Bu vaziyette iken yanına gelen komutanın elbisesine yapışırak güçlükle şöyle söylüyordu:
“Bu yara yüzünden büyük ihtimalle öleceğim. Köylüm İbrahim Onbaşı’dan bir Mecidiye borç almıştım. Kendisini sonradan göremedim. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin”
Bu konuşma üzerine gözleri dolan komutan yaralının başını okşayarak “Merak etme evladım, söylerim” demişti. Kısa bir süre sonra da şehit olumuştu.
Sargı yerine daha birçok asker gelip gitmiş, kimi tedavi olmuş, kimisi daha oraya gelemeden şehit olmuştu… Şehitlerin üzerlerinden çıkan eşyalar, künyeler, mektuplar ise sargı yerinde bulunan komutanlara teslim ediliyordu. İşte bu şehitlerden birisinin cebinden çıkan pusula ise orada bulunan herkesi gözyaşlarına boğmuştu.
“Ben Lâpseki’nin Beybaş köyünden arkadaşım Halil’e bir Mecidiye borç vermiştim. Kendisi ile bir daha görüşemedim. Birazdan taarruza kalkacağız, belki de geriye dönemem, kendisine söyleyin hakkımı helal ettim.”

Düşman Askerine Su Götüren Saka Hüseyin

Hayrabolu’lu Hüseyin, Anafartalar 35. Piyade alayı 2. Bölüğün su gereksinimini karşılamakla görevliydi. Saka (sucu) eri Hüseyin eşeği ile siperlerden ayrılarak, tepenin ardındaki dere yatağına indi. Su alacağı bölge düşman hatlarına çok yakındı.
Hüseyin kaynağa yaklaşmıştı ki suyun başında bir kişinin olduğunu gördü. Hüseyin’den az önce subaşına gelen bu asker Anzak birliklerinden Simpson’du. Simpson’un su dolduruşunu gizlendiği çalının ardından izlerken, kendi kendine;
“Herhalde o da benim gibi saka eri, arkadaşlarina su götürecek…” dedi.
Anzak eri Simpson pınardan su alıp gittikten sonra, Hüseyin gizlendiği yerden çıkıp, pınarın başına geldi. Eşeğin sırtındaki su tenekelerini doldurup kendi siperlerine doğru yöneldi.
Hüseyin, alaya yaklaşmıştı ki bir anda şiddetli bir top ateşi başladı. Siperlere varamayacağını anlayan Hüseyin bir kuytu bularak hayvanı ile birlikte saklandı. Top ve makineli tüfek sesleri biraı yavaşlayınca saklandığı yerden çıkan Hüseyin yoluna devam etmek istedi fakat hava iyice kararmıştı. Geldiği yolu tutturması zor görünüyordu.

Birden bire, yani başında bir ses yükseldi. Anlamadığı bir Bildi, ama sesin hiddet ve şiddetinden “Dur” anlamına geldiğini hemen anlamıştı. Durdu. Birden iki yanında iki karaltı belirdi. Anlamadığı bir lisan ile bağırmaktaydılar.
Saka Hüseyin vaziyeti fark etti. Siperler el değiştirmişti. Burası artık 35. Piyade Alayının değil, bilmem kaçıncı düşman alayının idi.

Auckland Taburu’nun Anzak devriyelerine yakalanmıştı.

Eliyle eşeğin sırtındaki su tenekelerini gösterip;
“Kumandan, Kumandan” diyerek Saka Hüseyin’i ve eşeğini çeke çeke kumandanlarının karşısına çıkardılar. Hüseyin yalnızca su taşı-dığını anlatmak istercesine sürekli eşeğin sırtındaki su tenekelerini gösteriyordu. İngiliz komutan bir tercüman buldurarak Hüseyin’e kim olduğunu sordu.

– Otuz Beşinci Piyade Alayı ikinci Bölükten Saka Eri Hayrabolulu Hüseyin.
– Burada ne işin var?
– Bizim komutan size su gönderdi. Yaralıları vardır, hastaları vardır, savaş başka insanlık başka, eğer suyun zehirli olduğundan şüphe ederlerse de gözlerinin önünde bir tas iç dedi, diye de ekledi.

O sırada Hüseyin’in su alırken gördüğü Anzak saka eri Simpson da komutanına bir şeyler söyledi. Hüseyin konuşulanları anlayamamıştı ama Simpson’un yaptığı el kol hareketlerinden, pınardan su alırken Hüseyin’in kendisini gördüğünü ama bir şey yapmadığını anlatıyordu. Komutan olanlardan çok etkilenmişti. Hüseyin’i siper boyuna oturtup bir sigara verdi.
O gece Hüseyin’i misafir ettiler. Saka eri Hüseyin’e sigara, çikolata konserve v.b hediyeler vererek eşeği ile birlikte mevzilerinin dışına kadar götürerek onu serbest bırakmışlardı.
Siperde arkadaşları su bekliyordu ve onu merak etmişlerdi. Düşman tarafından sakin bir şekilde eşeği ile birlikte geldiğini görünce, merakları daha da artmıştı. Siperlere yaklaşan Hüseyin:
“Kusura bakmayın arkadaşlar suyu kaptırdım, ama onun yerine size çikolata, konserve getirdim” dedi.

Anzaklar Giderken…

1965 yılında Türkiye’nin ilk Avustralya Büyük elçisi olarak atanan Baha Vefa Karatay, yıllar sonra karşılaştığı bir Anzak’tan şu ilginç anıyı dinlemişti:
“Sabaha karşı Gelibolu’dan ayrılacaktık. Bize geride hiç bir şey bırakmamamız emredildi. Bütün yiyecek stoklarını yok etmemiz gerekiyordu. Fakat ben ve yardımcı çavuşum aramızda anlaşarak bir karar verdik. Her şeyi, el sürmeden Johnny Türk’e bırakacaktık. Öyle de yaptık. Stokların üzerine büyük bir uyarı yazısı yazdık: “Johnny Türk, Bunlar zehirli değildir. Afiyetle ye!”
Arıburnu ve Sarıbayır Grup komutanı olan Yeni Zelandalı General Godley’de tahliyeden bir gün önce Arıburnu Cephesi Türk Komutanına hitaben bir mektup hazırlayıp bırakmıştı.

Ekselansları! Birliklerimi Osmanlı Ülkesi’nin bu kısmın­dan çekerken, ordularımızın sekiz aydan beri süren mücade­lesi süresince, her iki tarafın da uygar bir savaşın kurallarına titizlik ve dikkatle uyduğunu hatırlamaktan memnunum. Türk topraklarında gömülü İngiliz askerlerinin mezarlarına say­gı gösterileceğinden de eminim. Ancak Ekselansları, komuta sorumluluk alanındaki bu mezarlar için özel önlemler alırsa minnettar kalırım.

Ülkelerinden uzakta ve ülke çıkarları için kahramanca çar­pışarak ölen düşmanlar oldukları için, aynı şekilde tanıdığımız Türk askeri gibi, son istirahat yerlerinde, bu özel ilgiyi layık­tırlar diye düşünüyorum. Şimdiden teşekkür ve saygılarımla.”

Diğer Çanakkale Öyküleri:

Çanakkale Savaşı Hikayeleri

Çanakkale Hikayeleri Bölük İntikamımı Alsın

Yazar Hakkında

Yorum Yapın