Çanakkale Hikayeleri; Koca Nine

Koca Nine

1915 Yılının Mart ayı başlarındaydı. Tehlike baş gösterince, Çanakkale’ye kuvvet kaydırdığımız zamanlardı. Bu arada, 11. Tümen’de Balıkesir’den Çanakkale’ye kaydırılıyordu. Tümenin yolu Havran-Edremit-Ezine’den geçiyordu. Yürüyüşün ilk gününde, 33. Alay Havran’da konaklayacaktı.
Emir subaylarıyla birkaç erden oluşan ön heyet alaydan birkaç saat önce Havran’a vardı. Burası insanıyla, havasıyla, suyuyla çok şirin bir kentti.
Subayları köyün muhtar ve ileri gelenleri karşıladılar. Askerin konaklamasını yani evlerde misafir edilmesini istiyorlardı. Havalar oldukça soğuktu. Biraz da acele hareket etmek gerekiyordu.
Bu arada köy temsilcileri askerlerin hal ve hatırını soruyorlar, konaklama konusundaki sözleri “o kolay” diye geçiştirir görünüyorlardı. Ev sahipliklerini gösterme durumunda olan bu insanlara karşı subayların tutumu da oldukça nazikti. Kah veler, şuruplar içilmişti; ama konaklama işi bir sonuca bağlanmamıştı. Nihayet alay emir subayı konaklama meselesini kesin olarak ortaya attı.

– Ne kadar acelecisiniz, diyen muhtar sordu:
-Mevcudunuz ne kadardır? Emir subayı: -Üç bine yakın. Muhtar tekrar sordu:
-İyi. Kaç hayvanınız var?
-150 kadar,
-Subayınız ne kadar?
– 50 vardır.

Gönül rahatlığına kavuşan muhtar söze koyuldu:

-Biz de zaten öyle hesaplamıştık. 40 koyun kesildi, kızaracak. Pilav 5 kazanda pişiriliyor, 4 ahır boşaltıldı, temizlendi. Erlerle subayların yerleri de hazır. Köyde çok şükür bulaşıcı hastalık, hayvan hastalığı falan da yok. Başka bir isteğiniz var mı efendim?

 

Emir subayı teşekkür etti

Askerlerin yolda olduğunu duyanlar köy odasına gelmişlerdi. Ön heyet sokakları alayın birliklerine böldü. Çeşme ve hayvan sulama yerlerine işaretler konuldu. Evler görüldü. Komutan flamaları dikildi.
Asker bir milletin şu tertemiz bucağında konaklama işini yoluna koymak ne kadar da kolaydı.
Birlik geldi. Yerleştirildi. Erler ağırlandı. Subaylara topluca akşam yemeği verildi. Yemek sonunda 1. Tabur Emir Subayı
Teğmen Şükrü izin aldı. Taburun yerleşme işini son kez görmek için dolaşmaya çıktı.
Meydan gibi bir yere geldiğinde yaşlı, beli iki büklüm olmuş bir ninenin bir elinde dayandığı değnek, ötekinde
feneriyle sendeleyerek yürümekte olduğunu gördü. Belki bir yardımı olabilir diye sordu:

-Nine, ne dolaşıyorsun bu vakitte, ne arıyorsun?
ihtiyar durdu. Emir subayının yüzüne doğru feneri yaklaştırarak karşılık verdi:
– Evlatlarımı arıyorum.
Teğmen tekrar sordu:
Hangi evlatlarını?
Nine karşısında bir asker görünce umutlandı. Titrek bir sesle anlattı:
-Hangi evlatlarımı olacak? Askerleri tabi ki. Bana da 9 er gelecekti. Hala gelmediler. Merak ettim. Açıkta mı kaldılar diye, onları arıyorum. Oğul bari sen bul.

Bu ihtiyarın ince konukseverlik duygusu karşısında gözleri doldu. Kimsenin dışarıda açıkta kalmadığını anlattı. Ama kadına hüzün çökmüştü. Onun konukları gelmedi diye. Teğmen bir çare buldu.
Tabur karargahında henüz uyumamış birkaç eri kaldırdı. Onları, askerde olan torunlarının yerine ninenin burcu burcu kokan evine gönderdi.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın