Çanakkale Hikayeleri Bölük İntikamımı Alsın

Bölük İntikamımı Alsın

İstanbullu Muzaffer Bey Çanakkale cephesinde ağır yaralanmıştı. Durumu gittikçe ağırlaşıyor, zaman geçtikçe nefes almaya veya konuşmaya mecali azalıyordu. Cebinden bir kâğıt çıkararak şunu yazdı;
-Kıble ne tarafta?
Başında bekleşen silah arkadaşları Muzaffer Bey’i hemen kıbleye doğru çevirdiler. Yüzbaşı Muzaffer Bey bir süre sakin sakin baktı.
Şimdi yaşadığı anın muhasebesi geldi geçti içinden. Yüce değerleri uğruna vatanını savunurken şehit olacaktı… Bunları düşünürken birden vazifesi geldi aklına, ruhunu Rahmet-i Rahman’a teslim etmeden önce son emrini verdi:
-Bölük intikamını alsın! dedi ve Kelime-i Şehadet getirerek dünya hayatına gözlerini yumdu.

Fransız General Guro’nun Türkiye Ziyareti

1930 yılında Çanakkale’de müttefik ordularına ait bir anıtın açılış töreni yapılmaktaydı. Bu törende 1915’te Çanakkale Savaşı’na katılmış, bu savaşlar sırasında yaralanmış, General Guro da vardı. Nihayet açılış töreni bitti ve emekli Fransız General Guro yanındakilere:
“Bir Türk askerinin abidesini de ziyaret etmek isterim” diyor. Etrafındakiler muhteşem bir abidenin hasreti içinde kıvranıyorlar. Nihayet Arıburnu tepesine Mehmet Çavuş ismi ile dikilmiş 3 metrelik bir taş yığını akıllarına geliyor.
Tutup Guro’yu bu küçücük anıtın dibine götürüyorlar. Guro kendileri ile çarpıştığı insanlar önünde, bacağının ve kolunun bir kısmını kaybetmiş olmasına rağmen büyük bir saygıyla eğiliyordu. Sonra etrafındakiler dönerek şunları söyledi:
-Efendiler! Türk askeri ender bulunan bir insandır. Size bu konuda hâlâ içimde taptaze, canlı duran bir hatırayı anlatmak isterim. Bir sabah günün ilk ışıkları ile birlikte Türklerle süngü savaşına başlamıştık. Savaşta Türkler çok mahirdi. Kendileri ile başa çıkmak imkânsızdı. Süngü çarpışmamız, aralıklı şekilde akşam geç vakte kadar devam etti. Ortalık kararınca Türklerle ateşkes yaptık.

Harp sahasında gezecek ve yaralılarımızı toplayacaktık.

Bizim askerler sedyelerle harp sahasına çıktıkları zaman ben de aralarına katılmıştım.
Bir ara kucağındaki yaralıyı, gömleğinden yırttığı bez parçaları ile saran bir Türk askerine rastladım. Akşamın karanlığında, değme ressamın fırçasından çıkmayacak bir tablo karşısında idim.
Uzun müddet seyrettiğim bu tablodaki Türk askeri, kendi yaralama yerden avuçla aldığı toprakları bastırıyordu. Kucağındaki yaralı için ise, durmadan gömleğinden yırtmakla meşgul idi…
-Efendiler! Kendi yarasına toprak bastırdığı halde kucağındaki yaralı için gömleğinin parçalarını koparan bu kahraman asil askerin kucağındaki yaralı kimdi biliyor musunuz?
Herkes susmuş, yarı korku yarı endişe dolu bakışlarla emek¬li Fransız generaline bakıyordu. Guro, göz kenarlarında birik¬miş olan yaşları buruşuk derili elleri ile silerken; fısıltı halinde seslendi:
– Türk askerinin kucağındaki yaralı bir Fransız askeri idi efendiler! Bir Fransız askeri!
General Guro yere çöktü; sağlam elini yüzüne kapattı. Hıç kıra hıçkıra ağlıyordu…

 

Çanakkale Şehitlik Turları‘nda rehberlerimiz bu çeşit dillere destan Çanakkale Hikayeleri’ni sizlere aktaracaktır.

Yazar Hakkında

Yorum Yapın