Anzak Askerlerinin Gözünden Türk Askerleri Bölüm 2

Yazının Önceki Bölümünü Okumak İçin Tıklayınız …> Anzak Askerlerinin Gözünden Türk Askerleri Bölüm 1

Önce Düşman Sonra Dost

Gelibolu’ya gelmeden önce Türk askerine müslüman olduklarından dolayı Abdullah isminden kısalatarak “Abdul” adını takan Anzak askerleri, savaş sırasında bu ismi terk ederek “Jhonny Turk” ya da “Joe Turk” olarak seslenmeye başladılar. Türk askerini artık kendilerinden birisi gibi görüyor ve dost gözüyle bakıyorlardı. Avustralyalı çavuş H.D. Collyer, savaş sırasında yaralanıp Malta’da bulunan asker hastanesinde tedavi olduğu sırada arkadaşına şöyle bir mektup yazmıştı;

“Türklerin aslında iyi kalpli insanlar olduğunu biliyorum. İşte bunu kanıtlayan hatırladığım üç olay:
Bir keresinde on iki yaralı askerimiz, cephede Türk Kızılayı ekibi tarafından bulundu. Esir alınmadılar. Yaraları sarıldı ve kendilerine: “Sizinkiler gelip sizi alırlar” denilip bırakıldılar.
Bir başka sefer bir Türk askeri, yaralı ve yürüyemeyen bir askerimizi buldu. Yaralarını temizleyip sardı. Onu kuytu bir yere yerleştirdi. Arkadaşları tarafından bulunması gecikebilir endişesiyle de yanına, bisküvi ve su bıraktı. Yine bir başka Türk yaralı bir askerimizin yarasını sardı ve hemen gitmesini, aksi takdirde bir Alman subayı gelirse her ikisini de vuracağmı söyledi?”

Avustralyalı Albay O.L. Steele ise ülkesindeki bir gazeteye yaptığı mülakatta şu olayı anlatmıştı;

“Yaralı bir Avustralyalı, Türklere esir düşmüştü. Kendi siperlerine işaret vererek, Türklerin kendisini Avustralya siperlerine iade edeceklerini bildirir. Hemen bir sedye yollanır ve arkadaşları kısa süre sonra yaralıyı getirirler. Türk mali bir battaniyeye sarılı olan askerin, yaraları da düşman tarafindan tedavi edilmiş ve kendisine çok iyi davranılmıştır.”

 

Herkes Türk Askerinin Kötü Olmadığını Anladı

Savaş boyunca Anzak askerlerinin şahit oldukları bu olaylar Avustralya ve Yeni Zelanda kamuoyunda Türkler hakkında derin bir sevgi ve hoşgörü oluşturmuştu.
İngilizler ve Fransızlarla kıyaslandığında henüz insani değerlerini kaybetmeyen bu milletler, hissettikleri bu sevgi ve saygıyı da açıkça ifade etmekten çekinmiyorlardı. Fakat öyle bir an geldi ki İngiliz Parlamento’sunda konuşma yapan Lord Kitchener bile bu durumu vurgulamadan geçemedi;

“Prusya (Almanları kastederek) ilkel putperest ve barbarlık dönemini yaşarken, Türkler; düşmanına centilmence davranmak gibi, takdir edilecek bir savaşçı olma meziyetine binlerce yıldır sahip olagelmiştir.”

Gazeteci C.E.W. Bean, 10 Kasım 1915’te defterine “Türkler: Yaşamın Güzel Yanları” başlığıyla, siperlerdeki bu ilginç durumu şöyle anlatıyordu ;
“Son zamanlarda Türklerle iyi iletişim kuruyorduk. Siperlerine, Mısır’daki Türk savaş esirlerinden gelen ve çok iyi bakıldıklarını anlatan mektuplar ve fotoğraflar atmıştık. Bir süre sonra karşıdan şu yanıtı aldık:
Sadaka ile yaşayan bir adam, domuzun tekidir. Karnımız tok olduğu gibi yiyecek stoğumuz da bol. Ellerimizde tüfeklerle hazırız. Ingilizlerin çok silah ve cephanesi olabilir. Ancak, bizim de süngülerimiz ve inancımız var. Eğer iddia ettiğiniz gibi büyük bir milletseniz neden dürüstçe savaşmıyorsunuz?”
Çok asilce bir cevap. Bu tür çabaları yoğunlaştırıp, Türklerin teslim olmalarını sağlayabiliriz sanıyordum. Kaldı ki onlar da ya da Almanlar, benzer yöntemleri bizim üzerimizde denemişlerdi.
Üç hafta kadar önce, Türklerin üç günlük bir bayramı vardı. Bizim siperlere, üzerine silinmez kalemle ve aceleyle şunlar yazılı iki paket sigara attılar: ‘Prenez, fumez avec plaisir notre heureux ennemis.’ (Alın, afiyetle için mutlu düşmanlarımız.)

Yazar Hakkında

Yorum Yapın